FÖŞ yazdı: Mehmet Şimşek rüzgarı arkasına aldı

Merhabalar,

Gaye Erkan’ın Ahmet Hakan’a verdiği talihsiz röportaja yağan tepki seli sonrasında, kendi kendime düşündüm, “Acaba biz, muhalifler Erdoğan rejiminin zulüm, baskı ve akıldışı ekonomi politikalarına  mı karşıyız, yoksa Türkiye’nin istikrara kavuşmasına mı?”    Erdoğan kabinesinde tek işi zorla İslamlaştırma stratejisine hizmet etmek olan Milli Eğitim  ve Savunma Bakanları gibi sivri isimler de var, Yerlikaya, Yılmaz, Şimşek gibi ülkeyi biraz toparlamaya çalışanlar da. Kurunun yanında yaşı da ateşe atmak anlamsız geliyor bana doğrusu.

“Yiğit veya Yiğideyi öldür ama hakkını yeme” demişler. Ben de bu makalede Yılmaz, Şimşek ve Erkan’dan oluşan ekonomi yönetiminin başarılarını vurgulayacağım.

Ekonomiyi düze çıkartmak için cari açık, enflasyon ve bütçe açığı gibi acil sorunlarla mücadele yanında, beklentileri olumlu yönde değiştirmek de önemli rol oynuyor. Asli görevi objektif kriterlere göre ekonomi takımının çabalarını değerlendirmek olan ekonomistlerin, Gaye Erkan’a  iyi niyetli fakat safça açıklamaları; ve tüm ekibe Erdoğan’dan devralınan enkazı hızla temizleyemedikleri için eleştiri yöneltmesini hiç doğru bulmuyorum.

Örneğin, Erkan’ın Erdoğan’a 3 işkolunda ekonomiyi şahlandırmak için destek vadetmesi çok yanlış. Öte yanda, Erdoğan’a ekonomik istikrarın yanında tabanını besleyecek ve onu gururunu okşayacak başarılar da ikram edilmezse, her an sabrının tükenip ekonomi takımını maçtan alacağı da bir gerçek.

Benim ekonomi takımının çabalarını değerlendirirken kerteriz aldığım tek bir kriter var:  Siyasi realiteleri değişmez parametreler kabul edersek, yapılabileceklerin ne kadarı yapıldı?  Doğru mu yapıldı?

Bu açıdan bakıldığında 6 ayda kaydedilen mesafe küçümsenemez. Doğru, henüz temel hedef olan enflasyonu baskılama konusunda mesafe alınamadı.  Öte yanda beklentiler geriliyor.

Daha hızlı gerilemiyorsa, suç ekonomi takımında mı, yoksa yerel seçim uğruna asgari ücrete en az %40, muhtemelen %50 zam yaparak bir kez daha iç talebi pompalayacak olan “siyasi irade” de mi?  Türkiye’ye yeteri kadar yabancı sermaye girmemesinin sebebi programın yanlış kurgulanması mı? Yoksa Erdoğan’ın aralıksız İsrail’e sövmesi, her gün değişen nedenlerle İsveç’in Nato üyeliğini bloke etmesi mi? Çok basit ödünlerle yolu açılabilecek AB’yle yeni ve genişletilmiş Gümrük Birliği müzakerelerini geciktirmek yatırım iştahını kaçırmıyor mı?

 

Erdoğan’dan sürekli akan moral bozucu parazite rağmen, Türkiye sonunda sıcak paranın gözünü üstüne çekmeyi başardı. Daha da önemlisi, banka ve finans-dışı kesimin vadesi gelen dış borçlarını ödemek yerine  yeniden borçlanması cari açık finansmanının kurda çalkantıya yol açmadan sürdürülmesi bağlamında çok önemli.  Ek olarak, henüz kesin olmasa da, yüksek frekanslı verilerde özel sektörün yeniden borçlanma oranını %100’ün üstüne çektiği görülüyor. Gelecek döviz sadece TCMB’nin kasasına gitmeyecek, muhtemel borçlular sabit sermaye yatırımlarına kredi açmayı, ya da bunları başlatmayı planlıyor.

TL mevduat faizlerinin politika faizinin çok üstüne yükselerek dolarizasyon trendini frenlemesi de başarılar arasında. Aşağıdaki grafiğe bakın.

Para politikası belki yeterince sıkı değil ama, yerinde makro-ihtiyati uygulamalar kredi patlamasının önünü kesmiş. Reel anlamda  daralan kredi hacminin yakında iç talebi baskılamak yoluyla cari açık ve enflasyon üzerinde olumlu etki göstermesi beklenir.

Aşağıdaki grafikte kamu bankalarının artık yeni  kredilerde öncülüğü özel bankalara bıraktığını gösteriyor. Yani, Mehmet Şimşek kimseye çaktırmadan kamu bankalarının bilançolarını da temizlemeye başladı.

 

OVP’de bu yıl milli gelire oranı %6 olarak projekte edilen bütçe açığı ise şimdi %3’e aşağı revize ediliyor. Doğru, deprem bölgesinde imar faaliyetlerinin bir türlü hız kazanamaması bütçe harcamalarının yavaşlamasında önemli etken. Faiz-dışı harcamaların da dez-enflasyona destek verecek boyutta yavaşlamadığı kesin, ama vergi gelirlerindeki yüksek artış  seçim sonrası yapılan ayarlamaların bütçe dengesi üzerinde fevkalade olumlu etki yaptığın gösteriyor.

 

 

2024 yılında kapsamlı bir vergi reformu yapılmayacak da,  Mehmet Şimşek’e göre  istisna ve gereksiz teşviklerin önü kesilerek bütçenin ekonomik istikrarı tehlikeye sokması riski azaltılacak.

Bu tür programların Yıldırım Savaşı hızıyla icra edilip, daha vatandaş “aman yandım” demeden ameliyatın bitirilmesi tercih edilir. Çünkü program uzadıkça şikayetler artacak ve nihai hedefe inanç da azalacak. Türkiye’de bu tehlike ziyadesiyle mevcut. Özellikle siyasi irade “bana ekonomik büyümeden taviz vermeyen bir acı reçete yazın” emri verdiğinde.

Bu bağlamda, şans Mehmet Şimşek’in yanında olabilir. Fed’in parasal sıkılaştırmayı sonlandırıp faiz indirimlerini başlatacağı beyanı, Türkiye gibi yüksek riskli ülkelere yatırım iştahını kabarttı.  Hem cari açığı finansa edecek dış kaynak çeşitlenecek, hem maliyet düşecek. Ben Fed’in piyasaların fiyatladığı gibi gelecek sene 6 kez faiz indirmesi hayal olarak görüyorum. Ama, 75 baz puan  indirim bile dış borçlanmada önemli rahatlama sağlar.

Son bir kaç gündür Kızıl Deniz’de petrol tankerlerine yapılan saldırılar yüzünden petrol fiyatları yeniden yükseldi.  Ama 2024 genelinde arz artışı talebin önüne geçerek fiyatı aşağı baskılayacak. 2023 ortalaması $80/varil civarında gerçekleşmesi  beklenen Brent 2024 yılında $70/varile düşebilir. Bu gelişme hem manşet enflasyonda ilk yarı yıl alevlenmesini frenler, hem dış ticaret açığını düşürür.

Evet, Mehmet Şimşek rüzgarı arkasına aldı. Global konjonktürden  gelecek ufak destekler bile programı hızlandırarak, vatandaşın çektiği çileyi azaltır. Ama, bu noktada da siyasi iradenin üstüne düşeni yapması gerekir. İsveç’in Nato üyeliğinin yerel seçimler sonrası onaylanması karşılığında F-16 satışının Kongre’den geçtiğini varsayalım.  ABD menşeli fon yöneticileri siyasi risklerin düştüğüne ikna olur. AB liderleri yeni Gümrük Birliği için müzakere meselesini 2024 yıl ortası zirvesine erteledi. Bu süre zarfında Kıbrıs’ta yeni bir barış turuna razı olmak ve demokrasi konusunda sembolik de olsa bir kaç adım atmak, AB’den yeni müzakereler için tarih verilmesi sonucunu getirebilir. İşte o zaman Türkiye’ye Avrupa’dan yatırım yağdığını görebiliriz.

Açık söyleyeyim, Erdoğan başta oldukça Türkiye’nin huzur ve refaha kavuşması  hayal. Ama, bir-iki yıl istikrar yolunda sebat etse, en azından 2028 seçimlerine kadar ekonomik krizleri önleyecek kadar tamirat yapılabilir.

Dün bir kaç dostla sohbet ettim, çok güzel bir yorum duydum:  “Artık her şey kötüye gidiyor diye uyanmıyorum, Tanrı’ya şükür bugün de sağ kaldık diye seviniyorum”.  İşte Türkiye’nin durumu da budur.

 

FÖŞ


Güncel haberler için bizi takipte kalmayı unutmayın!

Yorum yapın